korku adlı oyunu harika olan yazardır. rasim özdenören, cahit zarifoğlu'yla beraber edebiyatımızdaki maraş ekolünü oluşturan en önemli unsurlardan biridir kendisi.
Maraşlı. Allah'a şükür henüz ölmedi. ama diriye de rahmetini isteyebileceğimiz büyük Allah' ımız varda rahmet dileyebiliyoruz. ayrıntılı bilgi için [link]. eskilerin ihya için söylediğini ben onun kitapları için söylüyorum. Nuri Pakdil okumumamış insan yaşamamış insandır.
mehmet akif inan 'a yazdığı bir mektup aşağıya yazılmıştır.
sevgili kardeşim,
bu değirmenin bu sularla dönmesi olanağı kalmamıştır.
parasızlık, bir ejderha gibi dört yanımı kuşattı. saçımın tellerine değin borca battım. biz, bir arkadaş topluluğunun bilinçli davranışıyla bu eylem yürür sandık. yanıldığımı anlıyorum. hiç kimse- bu "hiç kimse" sözünün dışında değildir hiç kimse- her ay, belli bir miktarla katılmadı eyleme. çevremdeki çok maaş alan alçaklar, paralarını saymakla, istif etmekle ya da şuraya buraya göndermekle vakit geçirdi.
ne yapılabilir?
olasılıklar :
a) alıcı bulunabilirse , kitapları 2-3 liradan devrederek borçları tasviye etmek
b)belli bir süre için - yine büro'yu tasviye ve tesfiye etmek şartıyla- memuriyete dönmek
c)ankara'dan çok uzaklara, örneğin akdeniz kıyılarına inmek, bir küçük kasabada bir süre beklemek, bu arada "arzuhalcilik" yaparak geçinmek (çünkü, hangi koşullar altında olursa olsun, bu yasalarla sınırlı bir toplumda "avkatlık" düşünemem)
ç) bir eylemin, yanlış hesaplar üstüne kurulursa, yürümeyeceğini somut olarak görmek, bunun nedenleri üstünde daha ciddi düşünmeye çalışmak, "kimin arkadaş" "kimin arkadaş olmadığını" böylece daha iyi saptamış olmanın olgunluğu içinde bundan sonraki atılımlarımızı daha akıllıca başlatmak
d) bizim saf dışı olmamızı , iflas etmemizi, alanı bırakmamızı gönülden dileyenlere bir süre bu sevinci tattırmak , uzaktan bu ecinnilerin davranışını "ibretle" seyretmek
put para. tanrı aradan çekilmiştir
tanrının aradan çekildiği bir toplumda işimiz ne?
müthiş yalnız olduğumuzu görüyorum
bir çay içirmesen büro'ya gelene, ikinci gelişinde somurtmaya başlıyor
her gün, somurtulan yüzleri toplayarak eve dönüyorum
kötümser miyim?asla ne ki, ülküsel eylemlerin, mutlaka iyi hesaplar üstüne oturtulması gerekir. biz bu hesabı yanlış yaptık. çevremizdeki insanların, "cep"leriyle katılacaklarını zaten ummazdık. ama, "cep"lerinin eylemimize yansıması farz olan payı istemek da hakkımızdı. bu pay, hiç kimseden ama hiç kimseden - hiç bir istisnası yoktur- yansımadı.
biraz daha anlamış olduk insanları. bu da , bu deneye değer.
her sözcük bana ilkin böyle görünür : uzaktan epeyce bakarım ; yavaş yavaş yaklaşırım. anlar namussuz göz koyduğumu! o gün seçtiklerimi , yazı makinemle sıraya dizip özel hücreme kapatmadım mı, doğrusunu söyleyeyim, içime esenlik doluşmaz.
hiçbirine işkence yapmadan gözaltında tutarım.
gözaltı süreleri uzun da olur kısa da olur.
sonra, kilitli kapıları açar, masamın üzerine bırakırım hepsini.
bir de böyle gözlemlerim.
unutur gibi yapar, son bir kez gözden geçiririm.
harca katmadığım sözcükleri yerden toplarıım: kurumuş kelebekler!
ciddi yazar, işkenceyi kendi kendine yapar: yazarak.
[piyasada bulmanın imkansız olduğu bir yazarın notları ııı kitabından. nuri pakdil'in yazıya verdiği değeri anlatan satırlar]
seküler yaşam biçimine soktuğu en muhteşem bıçaklardan birisi de "bir yazarın notları"nda geçen şu kısımdır.
ohoo ohooo! ne kadar mı oldu?
hesaplayabilir miyim ki' : yanın
dan geçiyordunuz tam."en son ne
zaman yedim pirzolayı ben?"; için
deki soruyu , içinden yanıtlıyordu
bir insan : tophane parkının önün-
de , kaldırımda ; otobüs durağına
bir kaç adım ya var, ya yok.demek
bir insanın bu içsel konuşmasını ay-
nen duydunuz.tanıklığın bu biçimi
de geçerlidir, dediniz. heryer bir-
de geçerlidir., dediniz. heryer bir-
den pişirilecek pirzola oldu. bir
içerikti sorumluluk; gerildi yay gi-
bi sizi taştı; istanbul'u aştı. sev-
dalısı oldugunuz Afrika'da şu anda,
kimbilir kaç milyon insan açtı.bi-
lincim yerinde mi diye bir kapa-
yıp bir açıyordunuz gözlerinizi.
bit bit bit bit bit bit bit bit bit bit
bit bit bit bit bit bit bit bit bit bit
bit bit bit bit bit özel otomobiller
özel otomobiller özel otomobiller
özel özel özel özel özel özel özel
özel özel özel özel özel özel özel
şubat 1981 edebiyat dergisinin çıkışının 12. yıldönümüdür. edebiyat'ın ilk sayısı şubat 1969'da yayımlandı.
bu nedenle, 1981 yılının bizim için bir anlamı vardır.
çıkışımızın 12. yıldönümü ülkemize, afrika'ya , asya'ya , özellikle ortadoğu'ya tüm yeryüzüne kutlu olsun.
yaşasın ; karşıanamalcı, karşısömürgeci, öğretisel, tarihsel, evrensel, özgürlükçü, ilerici, tekdeğerin "emek" olduğu bilincini harlı bir ateş gibi tüm insanlara duyumsatmayı amaç edinen ışıklı çizgimiz, konumumuz!
yaşasın; yeryüzündeki tüm inananların birlikteliği.
bu şehir ne kadar metâfiziksiz diye yazmıştı izmir için otel gören defterler de...ama dildeki üstün kullanımı ve de kıyafetindeki şıklığı gibi şık olan bu cümleden sonra gün gelip bu ülkenin başbakanı tarafından gavur izmir denilerek üslubun ve de nezaketin ayaklar altına alındığına o da şahittir biz de...severiz kendisini, büyüğümüzdür, duacısıyız...
"Elimi Kudüs resminin üzerinde uzun süre tuttum, enerji niyetine, yarın Medine hurması alacağım" diyen bir kudüs aşığı . Onun vazgeçilmezleri istanbul,mekke-medine ve KUDÜS
yüzdeyüz devrimci, yüzdeyüz karşıanamalcı, yüzdeyüz emeğin bayrağını inancın gönderine çekme sevdalısı, "yüzdeyüz sanat , yüzdeyüz estetik, yüzdeyüz ideoloji" diyen yüzdeyüz muhammedi yüzdeyüz hüseyni; ilerici ve yurt sever bir düşün ve sanat adamı.
sözlük hiçbir kurum,cemaat ve partiyle bağlantılı olmayan birkaç kişi tarafından düşünülmüş bağımsız bir fikir platformudur.
sözlük içerisindeki yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. ihlsözlük bu yazıların doğruluğu hakkında herhangi bir teminat vermez.
yazılan yazıların telifi bize ait değildir, kaynak gösterilmek kaydıyla alıntı yapılabilir.